PİYASA

PİYASA

Mustafa Kutlu'nun Yeni Şafak gazetesinde yayınlanan(Ben, Vatan Yahut İnternet kitabında okudum), popüler kültürü 'Piyasa' kelimesiyle başka açıdan değerlendiren o güzel yazısını paylaşmak istedim.

Piyasa kelimesi dilimize İtalyanca’dan girmiş. MEB’in “Örnekleriyle Türkçe Sözlük” (2000) adlı lügatinde kelimeye şu karşılıklar veriliyor: 1. Satıcıların mal satmak için bir araya geldikleri yer, pazar. 2. Alış-veriş fiyatı. Geçerli fiyat, rayiç. 3. Bir yol üzerinde gidip-gelmek, gezinmek. Lügatte bu mânâya örnek olsun diye Orhan Veli’nin meşhur şiiri veriliyor:

Aldırma söz olur diye

Tak takıştır

Sür sürüştür

İnadına gel

Piyasa vakti

Muhallebiciye.

O devirde sevgililerin buluşma mahalleri “muhallebici”lerdi. Şimdi kalmadı. Hatta ben şimdi “su muhallebisi” nedir, yediniz mi hiç, diye sorsam çoğu okur haberdar olmadığını söyler. Bilhassa gençler.

“Bir yol üzerinde gidip-gelerek gezinmek” ne zaman moda olmuştur? Sanıyorum bu bize Tanzimat’tan sonra sayıları artan yabancı elçilik mensuplarının hatıra bıraktıkları bir alışkanlıktır.

Bu elçilikler bilhassa Boğaz’ın Rumeli yakasında kendi mimarî üslupları ile güzel binalar yaptılar, geniş araziler edindiler. İkindi üzeri elçilik mensupları atlı, arabalı veya yaya olarak kadın-erkek Büyükdere Caddesi’ne çıkar, bir aşağı, bir yukarı gezinirlermiş. Zamanla bizim elçilik mensuplarına yakın duran bürokratlarımız da bunlara karışmış. Bu gezintiler sırasında muaşaka mevzuu önde geliyormuş. Ki daha sonraları caddenin adı “Piyasa Caddesi” olmuştur, sanırım bugün hâlâ öyledir.

Kelimenin 4. mânâsı “Arz ve talebin karşılaştığı yer”. Şimdi bunu yukarıya aldığımız sahne ile birleştirin. Ortaya nasıl bir tablo çıkıyor göreceksiniz.

Eh, ne diyelim alan razı, satan razı. Yani bir yerde piyasa oluşmuş ise söylenecek fazla bir şey yok. Yok, çünkü kelime ile iktisadî mânâda pek çok şey ifade ediliyor.

Piyasa ekonomisi: Üretimin bir plana göre değil, isteğe göre yapıldığı (halkın isteği mi acaba?), fiyatların arz ve talebe göre tespit edildiği ekonomi. Eğer böyle bir ekonomik düzenden yana iseniz, bunu tatbik etmeye çalışıyorsanız, gereklerini yerine getirmek zorundasınız.

Piyasaya çıkmak: 1. Gezintiye çıkmak (yukarıda izah edilen mânası ile). 2. Satışa sunulmak, pazara gelmek (Kitap ve benzeri kültür ürünleri dahil).

Piyasaya düşmek: 1. Çok bulunur olmak. Bu sebeple değeri düşmek. 2. (Kadın için) Kötü yola düşmek (Bakın burada olumsuz bir mânâ barınıyor; tüm piyasa ekonomisinden yana olanlara duyurulur).

Piyasa müziği: Sanat değeri olmayan, sırf para kazanmak için yapılan müzik. Bakın “piyasa” kelimesi bir kalite eksikliğini, sıradanlığı, hatta işe yaramazlığı da barındırıyor.

Piyasaya sürmek: Bir malı satışa sunmak, piyasaya (pazara) çıkarmak.

Son yıllarda ülkemizde kültür ürünlerinin “popüler olan” (çok satılan demek herhâlde) çerçevesinde piyasayı belirlemesi üzerine “has edebiyat, has kültür” taraftarları homurdanmaya başladı. “Edebiyatımı Geri İstiyorum” adlı kitap bile yazıldı. Kültür ve edebiyatı “yüce” mânâsı ile benimseyenler bu ucuzlamanın, kalite düşüklüğünün, niceliğin egemen oluşunun karşısında karamsarlığa kapıldılar.

Bir yanda takıp takıştırıp, sürüp sürüştürüp piyasaya çıkmak var, bir yanda olup bitenlere uzaktan bakmak. Öyle ya ne diyordu tarifimiz: Piyasa ekonomisi arz ile talebe göre oluşur. Hem bunu kabul etmek hem de mızıkçılık çıkarmak yakışık almaz. Bir mücadele gerekiyorsa bu önce piyasa ekonomisine-kapitalizme karşı verilmelidir.

Aklımda kalan tek Farsça beyit ile kendi tercihimi açıklayayım:

Be derya der menafi bî-şumarest

Eger hâhı selâmet der kenarest.

Okyanusta çok fayda vardır. Ama asıl fayda kenarda durmaktadır.

YORUMLAR

    Bu konuya henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...

YORUM YAZ